Dünyanın en büyük dördüncü deniziydi: Şimdi yerinde ‘tuz çölü’ var

Img

Bir zamanlar gezegenimizin en büyük dördüncü iç su kütlesi olan Aral Gölü, Sovyet dönemiyle başlayan ve on yıllardır süren yanlış sulama politikaları nedeniyle bugün İrlanda büyüklüğünde devasa bir tuz çölüne dönüşmüş durumda. Bugüne kadar sadece insani ve yerel bir ekolojik trajedi olarak bakılan bu devasa kuruma süreci, Science dergisinde yayınlanan ezber bozucu yeni bir araştırmaya göre aslında küresel iklim krizini körükleyen gizli bir karbon bombası haline geldi.

KARBON DEPOLARI BİRER TEHİTE DÖNÜŞÜYOR

Sağlıklı işleyen göller ve denizler, yüzyıllar hatta milenyumlar boyunca organik maddeleri tabanlarındaki tortularda hapsederek adeta birer karbon yutağı görevi görür. Ancak su çekilip taban havayla temas ettiğinde süreç tamamen tersine döner. İspanya’daki İleri Araştırmalar Merkezi’nden araştırma bilimcisi ve çalışmanın başyazarı Rafael Marcé, göllerin taban çökeltilerinde karbon biriktirdiğini ancak su kuruduğunda depolanmış olan bu karbonun serbest kalarak birer karbon kaynağına dönüştüğünü belirtiyor. Marcé ve ekibinin Aral Gölü’nün zamana yayılan kuruma aşamalarından topladığı tortu örnekleri ise kelimenin tam anlamıyla şoke edici bilimsel verileri ortaya koyuyor.

İSPANYA’nIN ÜÇ KATI EMİSYON ÜRİETİLDİ

Araştırmaya göre 1960 ile 2022 yılları arasında Aral Gölü, atmosfere tam 748 milyon metrik ton karbondioksit saldı. Bu miktar, İspanya gibi büyük bir ülkenin yıllık toplam emisyonunun tam üç katına denk geliyor. Bilimsel veriler, karbondioksitin yaklaşık yarısının göl tabanının kuruyup havayla temas ettiği ilk 15 yıl içinde çok hızlı bir şekilde atmosfere karıştığını, daha sonra ise salınım hızının yavaşladığını gösteriyor. Ayrıca toplam emisyonun neredeyse beşte biri, kuruyan tortuların şiddetli rüzgarlarla taşınması sonucu havaya karışıyor. Araştırmaya dahil olmayan Radboud Üniversitesi su ekologu Prof. Sarian Kosten, bu toz fırtınalarının gerçekten devasa bir sorun olduğunu ve bölgedeki su yüzeyinin azaldığını gösteren resimleri görmenin her zaman çok üzücü olduğunu belirtiyor.

Üstelik bu durum buzdağının sadece görünen kısmı olabilir. Araştırma ekibi, bölgedeki lojistik imkansızlıklar nedeniyle sadece hafif ekipmanlar kullanabildi ve tortu örneklerini 50 santimetre derinlikle sınırlamak zorunda kaldı. Oysa göl tabanındaki tortu kalınlığı metreleri buluyor. Marcé, tüm bu bozulma etkilerinin sadece en üst katmanla sınırlı olabileceğini ya da tam tersi, yaptıkları bu devasa karbon hesaplamalarının gerçekte olanın yanında çok küçük bir eksik tahmin kalabileceğini itiraf ediyor. Ekip, daha derinlerde ne olduğunu çözmek için önümüzdeki yıl büyük sondaj ekipmanlarıyla bölgeye geri dönmeyi planlıyor.

KARBON KREDİLERİ VE KURTARMA UMUDU

Aral Gölü yatağında hala salınmayı bekleyen yaklaşık 605 milyon metrik ton karbondioksit bulunuyor. Bu durum bölgeyi bir iklim bombası yapsa da, bilim insanları bunu bir fırsata çevirmek istiyor. Bu karbonun yer altında tutulması, ekonomik olarak yaklaşık 18 milyar dolarlık karbon kredisine eşdeğer bir potansiyel sunuyor. Toronto Üniversitesi limnoloğu Soren Brothers, bu mantığın Colorado Nehri üzerindeki Mead Gölü gibi rezervuarlardan kentsel göletlere kadar genişletilebileceğini ve ileriye dönük yolun ne olduğunu araştırmaya başlamamız gerektiğini ifade ediyor. Orta Asya’daki nehirlerin ve sulama sistemlerinin modernizasyonu birden fazla ülkenin ortak iradesini gerektirse de Rafael Marcé, eğer karbon kredisi odaklı bu tür bir programı hayata geçirebilirsek Aral Denizi için en azından bir umut ve şans doğabileceğini söylüyor.

AYNI KADERİ DİĞERLERİ DE PAYLAŞIYOR

Aral Gölü’nde keşfedilen bu korkutucu “karbon kaynağına dönüşme” fenomeni maalesef buraya özgü yerel bir istisna değil. Dünyanın dört bir yanındaki devasa iç su kütleleri, iklim değişikliği ve aşırı su kullanımı nedeniyle benzer süreçlerden geçiyor ve küresel iklim dengesi için ciddi tehditler oluşturuyor.

Bu durumun en somut ve paralel örneklerinden biri ABD’deki Büyük Tuz Gölü’nde yaşanıyor. Nehir sularının şehirlere ve tarım arazilerine yönlendirilmesiyle hızla küçülen bu göl, yapılan güncel araştırmalara göre kuruyan yatağından atmosfere her yıl 4 milyon metrik tondan fazla karbondioksit salıyor. Tıpkı Aral’da olduğu gibi, açığa çıkan göl tabanı şiddetli rüzgarlarla taşınarak çevre kentlerde sadece iklimsel değil, aynı zamanda toksik toz fırtınaları nedeniyle ciddi sağlık sorunlarına da yol açıyor.

GELECEKTE HAZAR DENİZİ DE AYNI HALE GELEBİLİR

Gelecekteki en devasa küresel tehdit ise dünyanın en büyük iç su kütlesi olan Hazar Denizi’nde bizi bekliyor. Bilimsel modeller, Hazar Denizi’nin yüzyılın sonuna kadar Aral Gölü’nün toplam alanından bile daha fazla küçüleceğini öngörüyor. Eğer önlem alınmazsa, Hazar’ın çekilen sularının altında kalan milyarlarca tonluk hapsolmuş organik karbon havayla temas edecek. Bu durum, dünya genelindeki emisyon oranlarını altüst ederek küresel ısınmayı kontrol edilemez bir noktaya taşıma potansiyeline sahip.

Benzer bir yıkım Bolivya’nın bir dönem ikinci büyük gölü olan Poopó Gölü’nde ve Batı Afrika’nın can damarı olan Çad Gölü’nde de açıkça gözlemleniyor. Poopó Gölü, madencilik, kontrolsüz sulama ve iklim krizine bağlı kuraklık nedeniyle tamamen kuruyarak uçsuz bucaksız bir tuz düzlüğüne dönüştü. Çad Gölü ise 1960’lardan bu yana yüzey alanının yüzde 90’ından fazlasını kaybetti. Her iki bölgede de kuruyan devasa taban çökeltileri, küresel iklim modellerinde bugüne kadar hesaba katılmayan, adeta yerden fışkıran gizli birer karbondioksit kaynağı olarak alarm veriyor.

Uzmanlar, dünya genelindeki bu kuruma zincirinin iklim değişikliğini kendi kendini besleyen tehlikeli bir döngüye sokmasından endişe ediyor. Göller kurudukça atmosfere devasa miktarda karbon salıyor, salınan bu karbon gezegeni daha çok ısıtıyor ve ısınan gezegen kalan su kaynaklarının daha da hızlı buharlaşmasına neden oluyor. Bu karbon kör noktasını aydınlatmak, küresel iklim mücadelesinin geleceği açısından hayati bir önem taşıyor.

yok

Author: Yusuf Aydın